İçeriğe geç

Hangi hayvan siyah beyaz görür ?

Hangi Hayvan Siyah Beyaz Görür?

Bir Kayseri Akşamı ve Gözlerimdeki Renksiz Dünya

Hayal Kırıklığıyla Başlayan Bir Akşam

Bir Kayseri akşamıydı. Üzerimdeki gri hırkayı sıkıca sarınarak balkonuma çıktım. Yavaşça başımı yukarıya çevirdim ve o çok sevdiğim kayısı rengindeki gökyüzüne bakmaya başladım. Bazen kaybolduğum, düşündüğümde bile hüzünle karışık bir rahatlık bulduğum bir zaman dilimi. Gözlerimdeki yanılgıyı fark edene kadar geçen o sessizlik, bana çoğu zaman her şeyin yavaşça geçeceğini hatırlatıyordu.

Balkonun kenarına oturdum. Bu akşamda bir şeyler eksikti ama neydi? Hangi hayvan siyah beyaz görür? Bu soruya daha önce hiç kafa yormadım aslında. Hayal kırıklığım, sessizliğin içinde kaybolmuştu. Kayseri’nin soğuk havası, beni o kadar derinden etkileyemezdi. Ama her şeyde bir anlam aramaya başladığımda, hissettiğim boşluk git gide daha belirgin hale geliyordu. İçimde bir eksiklik vardı, bir şeyin eksik olduğu bu akşam, sanki her şeyin renklerini kaybettiği an gibiydi.

Bir Yudum Kahve, Biraz Hayal Kırıklığı

Kahvemi içerken aklımdan geçirdiğim o soru biraz daha netleşti: “Hangi hayvan siyah beyaz görür?” Ne kadar saçma değil mi? Ama o an, düşüncelerim o kadar karışıktı ki… Belki de duygusal bir boşluk hissediyordum ve bu yüzden de kafamı meşgul edecek bir şeyler arıyordum. Kafamın içindeki dünya o kadar karmaşıktı ki, dışarıda dönen her şeyin bambaşka bir şekli vardı sanki.

Bir an için kafamda hayal ettiğimde, bir hayvanın dünyayı siyah beyaz görmesi, bana sanki insanlıkla olan ilişkilerimi yansıtıyordu. Bir insan gibi, bir hayvan da bazen dünyayı siyah ve beyaz olarak, yalnızca net ya da bulanık, doğru ya da yanlış olarak görebilir mi? Yoksa her şeyin arasında gri tonları, anlaşılmazlıkları ve geçiş noktalarını fark edebilir miyiz?

İşte bu sorular, beni o akşam derinden etkiledi. Beynimde sesler vardı ama hepsi birbirine karışıyordu. O sorunun ardında, kendi duygularımın, kırılganlıklarımın, umutsuzluklarımın ve belki de umutlarımın gizli olduğuna inanmıştım.

Siyah Beyaz Bir Dünya: Bir Kafeste Esaret

Bir zamanlar bir kafeste siyah beyaz tavşanlar vardı. Her sabah onları izlerken, içimde bir tuhaflık hissi belirirdi. Sanki o tavşanlar da dünyayı benim gibi görebiliyordu. Onlar da renklerin varlığına inanıyor, ama bir türlü onlara dokunamıyorlardı. İçlerindeki dünyalar, bizimkinden çok daha farklıydı. Arada kalan gri alanlarda bir yerde sıkışmış gibi, özgürlükleri ellerinden alınmış gibiydiler. Çoğu zaman etraflarındaki dünyayı yalnızca siyah ve beyaz olarak algılıyorlardı. Her şey ya ya da oluyordu. Bir şekilde, dünyalarını biçimlendiren tek şeyin renk olmadığını fark ettim.

Bazen insan da bir tavşana dönüşür. Kendini o kafeste hapsolmuş hisseder ve dünyayı tek bir bakışla algılar: Siyah ya da beyaz. O kadar net ve keskin… Ama bir tavşan, ya da herhangi bir hayvan, gerçekten dünyayı sadece siyah beyaz görür mü? Bu soru beni o kadar içsel bir yolculuğa çıkardı ki, o an kendimi bir hayvan gibi, tüm renkleri silinmiş bir dünyada, eksik hissediyordum.

Bir Kez Daha, Umut ve Çaba

Bir süre sonra, biraz daha toparlanmaya başladım. Hayal kırıklığım, yerini biraz daha derin bir meraka bırakmıştı. Hangi hayvan siyah beyaz görür? Belki de bu soru, yaşadığım belirsizlikleri, içimdeki karmaşayı anlamama yardımcı olabilirdi. İnsanlar gibi, hayvanlar da duygusal varlıklardır. Ama belki de biz insanlar gibi, bazen sadece net olanı görmek isteriz. Sadece siyah ya da beyaz, gerçek ya da hayal… Çünkü belirsizlik, çoğu zaman insanın kabullenmekte zorlandığı bir şeydir.

Bir kedi düşündüm, mesela. Bir kedi, dünyayı nasıl görüyordur? Yıllardır birlikte yaşadığım, her gün göz göze geldiğim o kedim, bana bu konuda hiçbir şey söylemiyordu. Ama bir şey fark ettim: Kedi, kesinlikle siyah beyaz bir dünyada yaşamıyordu. O, her zaman renkleri ve tonları görebiliyordu. Her ne kadar hayvanlar arasında siyah beyaz görme yeteneği olanlar olsa da, kedim dünyayı rengarenk algılıyordu. Bu, beni bir an için umutlandırdı.

Çünkü bir hayvanın dünyayı siyah beyaz görmesi, aslında insanın da ruhunun daraldığı zamanları, yaşadığı kırılmaları temsil ediyordu. Hayat, bazen o kadar gri bir hale geliyor ki, rengi kaybetmiş gibi hissediyorsunuz. Ama o an, insan bir şekilde hayal kırıklıklarının ve umutlarının arasındaki dengeyi buluyor. Renklerin kaybolduğu yerden yeni renkler doğuyor, hayatta bir şeylerin anlamını ararken.

Sonuçta, Hayatın Kendisi Rengarenk

Bir süre sonra, balkonumda otururken bu soruyu kafamda daha çok irdeledim: “Hangi hayvan siyah beyaz görür?” Bu soru, aslında hayatın bize sunduğu gerçeklerle yüzleşmeye dair bir sembol haline gelmişti. Siyah beyaz görmek, bazen bir illüzyon olabilir. Bazen insanlar ya da hayvanlar, karmaşık duygular ve yaşantılarla başa çıkmak için dünyayı basitleştirirler. Ama gerçek şu ki, dünya aslında her zaman renkli ve çeşitlidir. Bizim onu nasıl gördüğümüz, ne kadar açıksak o kadar parlak olur.

Bu yazının sonunda, hayatın bazen zorlu olabileceğini kabul ettim ama aynı zamanda renklerin asla kaybolmadığını da fark ettim. Kendimizi sıkışmış, kaybolmuş ya da eksik hissettiğimizde, belki de biraz daha dikkatli bakmamız gerekir. Çünkü siyah beyaz görmüyoruz, yalnızca gözlerimizi kapamış oluyoruz.

Hayvanların dünyası rengarenktir, insanlar da öyle. Ama her biri bazen gözlerini açmayı unutur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
grandoperabet yeni girişTürkçe Forum